Mısır medeniyeti sahip olduğu tarihi
dokusuyla bizleri her zaman şaşırtmaya devam etmiştir. Günümüzden 5000 sene
öncesine dayanan yapıları, sanat anlayışları, inançları adına ortaya koydukları
gelenek ve törenleri ile çağdaşı olan İlkçağ medeniyetlerinden oldukça ileri
bir toplumdu.
Mısır iki taraftan çöl iki taraftan deniz
ile çevrili olup bunun avantajını da kullanmayı bilmiştir. Dışarıdan
gelebilecek müdahalelere karşı bunu çok iyi kullanmış ve kendi içinde müthiş
bir bilgi birikimi oluşturmuştur. Bunda bu topraklara uğrayan peygamberlerin ve
bilim adamlarının büyük etkisi olmuştur.
7 yıl bolluk 7 yıl kıtlık bahsini çoğumuz
biliriz. Kardeşleri tarafından kuyuya atılan ve oradan geçen kafile tarafından
bulunarak köle olarak satılan Yusuf peygamber Mısır’a hükümdar olmuştur. Bu
dönemde kendilerini bekleyen kıtlık ve bolluk dönemleri olacaktır. Bu dönemleri
yönetmek işi zamanın Firavunu tarafından Yusuf peygambere verilir. Yusuf (as)
bolluk döneminde büyük ambarlar inşa ettirmiş, hububatı burada saklamıştır.
Kıtlık dönemlerinde de bunları kullanıma sunmuştur.
Peki bu kadar devasa ambarlar nasıl inşa
edilmiştir? ( Osmanlıda bu ambarlara Yusuf Ambarları deniyordu.) Yusuf
peygambere o dönemde saatçilerin piri deniyordu. Buradaki saat kolumuza taktığımız
saat değil Güneş Saatidir. Piramitlerin yapıları da güneşin hareketleri ile son
derece alakalı olarak inşa edilmiş.
Güneş ışınlarının farklı yansımaları
piramidal bu yapıların öyle farklı bir atmosfer oluşturuyor ki kedi ölse cesedi
orada kalsa, kokmuyor, sadece cesedi kuruyordu. Piramidin içine yerleştirilen
hububat güvelenmiyor, ekmek küflenmiyor. Peki tüm bunlar nasıl oluyordu?
Elektriğin olmadığı, akaryakıt ile çalışan
motorların bulunmadığı, yağ ile çalışan vinç sistemlerinin keşfedilmediği
günlerde bu taşlar nasıl kesilecek, taşınacak ve yerleştirilecekti? Sadece
Keops Piramidinin taşları 2 ila 15 ton ağırlığında taşlar bulunuyordu. Bunlar
insan tarafından mı yapılmıştı? Bu tartışmalar 20. yy.‘ın ilk yarısına kadar
devam etti. O günlerde Gize Bölgesi’nde
bir keşif yaşandı, Eski Mısır toplumuna ait işçiler mezarlığı bulundu. Yapılan incelemede işçilerin iskelet
sistemlerinin bozuk olduğu ortaya çıktı.
Piramitler çevresindeki mezarlarda bulunan
iskeletlerde bozukluklar tespit edilmiş ve bunlar birkaç nedene bağlanmıştır.
Öncelikle bu işçiler piramitleri oluşturan ağır taş bloklarını taşıyorlardı ve
o dönemlerde vinç benzeri araçlar da yoktu. Haliyle bu taş blokları insan gücü
ile çekiliyordu. Bu taşıma şekli de omurga-bel sağlığı açısından tehlike arz
ediyordu. Bir başka neden ise beslenme yetersizliğidir. Beslenme yetersizliği omurga
sistemini zayıflatmakta ve ağır yükler omurga eğriliklerine neden olmaktadır.
Diğer bir neden ise piramitlerin içinin
dehlizler, geçitler ve mağaralar ile dolu olması, buralarda çalışan işçilerin
güneş ışığından uzun süre mahrum kalması ve bunun sonucunda kemiklerin
zayıflaması olabilir. Çünkü güneş ışığı kemik yapısı için çok büyük önem arz etmektedir.
Sonuç olarak Mısır’da o günkü şartlarsa
beslenme bozukluğu ve omurgaya fazla yük bindirilmesi bunda ana etken olsa
gerek.
NOT: Bu yazı Talha Uğurluel’in “Tarih Tıbbı
Konuşturdu I” adlı eserinden naklederek hazırlanmıştır.
İBRAHİM YAVUZ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder