8 Şubat 2017 Çarşamba

MISIR PİRAMİTLERİ İNSAN GÜCÜYLE Mİ İNŞA EDİLDİ?


   Mısır medeniyeti sahip olduğu tarihi dokusuyla bizleri her zaman şaşırtmaya devam etmiştir. Günümüzden 5000 sene öncesine dayanan yapıları, sanat anlayışları, inançları adına ortaya koydukları gelenek ve törenleri ile çağdaşı olan İlkçağ medeniyetlerinden oldukça ileri bir toplumdu.
   Mısır iki taraftan çöl iki taraftan deniz ile çevrili olup bunun avantajını da kullanmayı bilmiştir. Dışarıdan gelebilecek müdahalelere karşı bunu çok iyi kullanmış ve kendi içinde müthiş bir bilgi birikimi oluşturmuştur. Bunda bu topraklara uğrayan peygamberlerin ve bilim adamlarının büyük etkisi olmuştur.
   7 yıl bolluk 7 yıl kıtlık bahsini çoğumuz biliriz. Kardeşleri tarafından kuyuya atılan ve oradan geçen kafile tarafından bulunarak köle olarak satılan Yusuf peygamber Mısır’a hükümdar olmuştur. Bu dönemde kendilerini bekleyen kıtlık ve bolluk dönemleri olacaktır. Bu dönemleri yönetmek işi zamanın Firavunu tarafından Yusuf peygambere verilir. Yusuf (as) bolluk döneminde büyük ambarlar inşa ettirmiş, hububatı burada saklamıştır. Kıtlık dönemlerinde de bunları kullanıma sunmuştur.
   Peki bu kadar devasa ambarlar nasıl inşa edilmiştir? ( Osmanlıda bu ambarlara Yusuf Ambarları deniyordu.) Yusuf peygambere o dönemde saatçilerin piri deniyordu. Buradaki saat kolumuza taktığımız saat değil Güneş Saatidir. Piramitlerin yapıları da güneşin hareketleri ile son derece alakalı olarak inşa edilmiş.
   Güneş ışınlarının farklı yansımaları piramidal bu yapıların öyle farklı bir atmosfer oluşturuyor ki kedi ölse cesedi orada kalsa, kokmuyor, sadece cesedi kuruyordu. Piramidin içine yerleştirilen hububat güvelenmiyor, ekmek küflenmiyor. Peki tüm bunlar nasıl oluyordu?
   Elektriğin olmadığı, akaryakıt ile çalışan motorların bulunmadığı, yağ ile çalışan vinç sistemlerinin keşfedilmediği günlerde bu taşlar nasıl kesilecek, taşınacak ve yerleştirilecekti? Sadece Keops Piramidinin taşları 2 ila 15 ton ağırlığında taşlar bulunuyordu. Bunlar insan tarafından mı yapılmıştı? Bu tartışmalar 20. yy.‘ın ilk yarısına kadar devam etti.  O günlerde Gize Bölgesi’nde bir keşif yaşandı, Eski Mısır toplumuna ait işçiler mezarlığı bulundu.  Yapılan incelemede işçilerin iskelet sistemlerinin bozuk olduğu ortaya çıktı.
   Piramitler çevresindeki mezarlarda bulunan iskeletlerde bozukluklar tespit edilmiş ve bunlar birkaç nedene bağlanmıştır. Öncelikle bu işçiler piramitleri oluşturan ağır taş bloklarını taşıyorlardı ve o dönemlerde vinç benzeri araçlar da yoktu. Haliyle bu taş blokları insan gücü ile çekiliyordu. Bu taşıma şekli de omurga-bel sağlığı açısından tehlike arz ediyordu. Bir başka neden ise beslenme yetersizliğidir. Beslenme yetersizliği omurga sistemini zayıflatmakta ve ağır yükler omurga eğriliklerine neden olmaktadır.
   Diğer bir neden ise piramitlerin içinin dehlizler, geçitler ve mağaralar ile dolu olması, buralarda çalışan işçilerin güneş ışığından uzun süre mahrum kalması ve bunun sonucunda kemiklerin zayıflaması olabilir. Çünkü güneş ışığı kemik yapısı için çok büyük önem arz etmektedir.
   Sonuç olarak Mısır’da o günkü şartlarsa beslenme bozukluğu ve omurgaya fazla yük bindirilmesi bunda ana etken olsa gerek.
   NOT: Bu yazı Talha Uğurluel’in “Tarih Tıbbı Konuşturdu I” adlı eserinden naklederek hazırlanmıştır.

   İBRAHİM YAVUZ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder