13 Mart 2017 Pazartesi

15 TEMMUZ- 16 NİSAN ARASI BÜYÜK TÜRKİYE'YE GEBE

   Dikkat ettiniz mi 15 Temmuz'dan referanduma kadar olan süre 9 ay. Ben de böyle bir atıfta bulunarak aradan geçen bu süre zarfından sonra BÜYÜK TÜRKİYE olarak doğacağız inşallah diyerek böyle bir bağıntı kurmaya çalıştım. Gelin başından sonuna sancılı geçen bu süreçte nelerle uğraştığımızı şöyle bir gözden geçirelim mi? Hadi başlayalım. 

   FETÖ'nün alçak darbe girişimi sonrası ülke çok çeşitli operasyonlarla karşı karşıya kaldı. Biz zannediyorduk ki yeni oluşum içinde olan bir yapı bunlara neden olmuş. Ancak 40 seneden beri adeta bir ur gibi ülkenin bütün kurum ve kuruluşlarını ele geçirmekle kalmamış, yurt dışında da okullar kurarak kendi ağını sağlam oluşturma yolunda alçakça girişimlerde bulunmuştur. 15 Temmuz'da asker üniforması giymiş, bu milletten görünüp de kumaşı Anadolu topraklarında dokunmamış alçaklar millete, devlete, Türkiye'nin yükselişine karşı çıkmış, 241 vatandaşımızı şehit etmiş 2195 vatandaşımızı yaralamıştır. 

   O günden bugüne kadar devlet, kurumlarımızdan bu alçakları temizlemekle uğraşmış ve uğraşmaya da devam etmektedir. Bu süreçte ülke olarak sadece bu alçak örgütle mücadele etmedik, bir de bin yıllık gönül kardeşimiz olan, komşumuz Suriye'nin terör örgütlerinden temizlenmesi için 24 Ağustos 2016'da FIRAT KALKANI HAREKATINI başlattık. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte ortak hareket ederek AZEZ-CERABLUS hattını terör örgütü DAEŞ'in elinden aldık. Ancak bu bize yetmezdi. Güneye doğru inmemiz gerekirdi. İndik. Bunun için de EL-BAB operasyonunu başlattık. EL-BAB da terör örgütünün elinden alındı ve ÖSO ve TSK rahat bir nefes aldı. Artık yeni hedef MENBİÇ ve RAKKA. Türkiye buradaki mücadelesini de hiç kuşkusuz sürdürecektir. 

   Bu mücadelemiz bizim ufkumuzun 780 kilometrekareye sığdırılamayacağını gösterir. 600 sene bu toprakların hamiliğini yapmış bir devletin CİHAN HAKİMİYETİ MEFKURESİ ile dünya yönetiminde söz sahibi olduğunu unutmamak lazım. 90 sene boyunca bu ülke bu geleneğini unutmuş, adeta Kuzey Kore misali bir Cumhuriyet sürmüştür. 

  Peki ne oldu da ülke bu derece dünyaya peşkeş çekebilecek, dünya siyasetine yön verebilecek, artık ben bu çarkın bir dişlisi olmak istemiyorum, artık benim de bir çarkın var diyebilecek bir konuma gelmiştir. Bunun tek cevabı bu millete bütün ruhuyla bağlı olan, devletin bütün kadrolarını bu milletin lehine işler yapabilecek birilerinin gelmiş olmasıdır. Şu da söylenebilir, Recep Tayyip Erdoğan'dan başka birileri gelmemiş miydi daha önce de şimdi bunu söylüyorsunuz? Gelmişti ama o devlet adamları yalnızdı, arkasında millet desteği yoktu, milletin desteği hep askerler, vesayet odakları tarafından bastırıldı. Şimdi her şey tersine dönüş durumda. Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanımız, bakanlarımız, milletvekillerimiz bu milletle birleşerek dünyaya seslenmeye başlamıştır. Tayyip Erdoğan da bir fanidir. Ancak onu burada söz sahibi yapan önce Allah'ın inayeti sonra da bu milletin desteğidir. Bu destek var oldukça da birlikteliğimiz daha da pekişecektir.

   Tüm bu mücadelemizin içinde Türkiye'yi bambaşka bir kulvara sokacak yeni bir sistem değişikliği için referanduma gidiyoruz. Türkiye şimdiye kadar nice hükümetler değiştirmiş, bunlara neden de devlet adamlarımızın anlaşamaması, çift başlılık (çok seslilik), sistemin hükümet yıkmaya yatkın olmasından vs. kaynaklanmıştır. 

   Cumhuriyet tarihimiz 27 yıllık CHP tek parti ile başlamış, daha sonra ABD'nin bastırması ile çok partili hayata geçilmiştir. 1950 yılındaki seçimlerde Adnan Menderes'li Demokrat Parti iktidara gelmiştir yani asıl demokrasi bu yıllarda gelmiştir. Adnan Menderes dini bütün, bu milletin kalbinin derinliklerinde olan dini damarlarına değinen biriydi. Böyle biri küresel devletlerin işine gelmezdi. Adnan Menderes'in ipe götürülmesi hep bu argümanların sonucunda ortaya çıkmıştır. 

   Bu ve bunun gibi hadiseler çoktu. Turgut Özal da aynı saikle, Necmettin Erbakan da aynı saikle bu milletten koparılmıştır. Recep Tayyip Erdoğan da aynı numaralarla götürülecekti ki millet bu oyuna bu sefer gelmedi. Devlet millet birlikteliği küresel sistemin emperyalist devletlerinin oyunlarını bozdu. 

   16 Nisan'a giderken Türkiye karşıtı ülkelerin harekete geçmesine şaşmamalı, Türkiye karşıtlığı, İslam karşıtlı onların genetiğine işlemiş durumdadır. Bu onların algısı değil, var olan tutumlarıdır. Biz de millet olarak buna en büyük cevabı 16 Nisan'da vereceğiz. Belli bir partiye müntesip olmamız önemli değil, bunun için Türkiye vatandaşı olmak yeterlidir. 

   Bu duygu ve düşüncelerle GÜÇLÜ TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİN EN BÜYÜK SEBEBİ içinde bulunduğumuz sistemdir. İnşallah 16 Nisan'da bunun önüne geçeceğiz. Kararımızı YENİ TÜRKİYE için vereceğiz. 

   Selam ve dua ile...