KAYBOLAN
GENÇLİK İDEALİZMİ
1)
GENÇLİĞİMİZİN
TOZLANMAYA BAŞLADIĞI YILLAR:
Bugün gençliğin içinde bulunduğu aciz
durumu anlamak Çanakkale’yi anlamaktan geçiyor. Üç kuşağın birden yer aldığı
başka bir savaş var mıdır bilemiyorum. Dedeler, oğullar, torunlar… Eğer o gün Çanakkale geçilmediyse on beşlik
kardeşlerimizin yüzü suyu hürmetinedir. Çünkü cephede savaşacak insan
kalmamıştı. Bitmiştik. Liselerde okuyan, eli silah tutmayı bilmeyen hatta
Fenerbahçe, Galatasaray futbol takımlarından sporcu kardeşlerimiz dahi cenk
etmişti orada.
Çanakkale’yi geçirtmedik belki ama yeni
kurduk diye övündüğümüz Türkiye geride çok şey bıraktı. Biz şimdi böbürleniyoruz
sarık yerine önce fes sonra şapka getirdik, şalvar yerine pantolon, cübbe
yerine ceket, içlik yerine gömlek getirip Avrupalılara benzedik diye. Yaptık
diye övündüğümüz bu sözde! Devrimler elbette bununla kalmadı. Bir gecede harf
sistemi değişti. Latin Alfabesine geçişle bu millet bir gecede okuma yazmayı
unuttu. İşin en komik tarafı da: Bu devrimlerin öncüsü kabul edilen Mustafa
Kemal Atatürk’ün bile meclis konuşmalarında Latin harfleri ile yazılı metinleri
okumakta zorluk çekmesiydi. Konumuzla bunun çok alakası var. Tarihten ibret
almayan toplumların sonu her zaman hezimet olmuştur. O cengaver evlatların, on
beşlik kardeşlerimizin gençliğinin mum gibi söndürüldüğü yıllar bu yıllar.
Bunların hepsi bizi İslâmdan, Allah’ın
koymuş olduğu emir ve yasaklardan uzaklaştırmak, Kur’an’ı Kerim’in bize olan
nasihatlarından mahrum bırakmak, adeta yeni bir ırk yaratmak için yapıldı.
Hadise bundan ibaret. Hala bunun acısını çekiyoruz. Tarihi bilinçten uzak, o
gençlik mefkûresinin aziz hatırasına aykırı hareket etmiyor da ne yapıyoruz
diye sormaz isek, bu ve bunun gibi acı hatıralar başımıza gelmeye devam
edecektir.
2)
YETİŞMİŞ
EĞİTİMCİLERİMİZE VERİLMEYEN ÖNEM VE EĞİTİM SİSTEMİNİN ÇARPIKLIĞI:
Eğitim sistemi bizde her zaman sorun
teşkil etmiştir. Gerek ilk ve ortaokullarımızda gerek liselerde gerekse üniversitelerimizde
eğitim tabanının ideolojik sapmalarla şekillendiğini görüyoruz. Son dönemlerini
kısmen de olsa çıkarırsak bütün dönemlerde böyle olmuştur. Burada sapkın
ideolojilerden bahsediyoruz. Bugün için dahi zaten az sayıda olan yetişmiş,
okumuş eğitimcilerimize vermediğimiz
önem eğitim sistemimizin çarpıklığını teşkil ediyor. Yakın tarihte bunun en acı
örneklerini gördük. Sözgelimi bir üniversiteye rektör, öğretim görevlisi atanacak.
Başvuru için de on aday bulunuyor. Bunların doksan dokuz tanesi sözgelimi nobel
ödüllü, mesleğinde uzmanlaşmış adaylar. Bir tanesi de mesleğinde hiçbir genel
geçerli bilgisi olmayan biri. O gün bu aday alınırdı. Neden biz bunu böyle
yapıyorduk? Çünkü bu alımları yapanlar bir tarikat, bir cemaat vs. tarafından
seçiliyordu. Bu adayı istedikleri gibi kullanabileceklerdi. Eğitim tabanı
böylelikle çökertilmiş oluyordu.
Tabanından tavanına kadar bütün
eğitim kurumlarımızda eğitimin ciddi bir müessese olduğu, devletine ve
milletine layık birer vatandaş olarak yetiştirmenin ülke geleceğinde çok önemli
olduğu öğrencilere aşılanamamaktadır. Daha küçük yaşlarda bu bilincin
öğrencilere geçirilememesi sonradan büyük bir sorun teşkil etmektedir. Artık
yapısal reform kapsamına da alınması gereken eğitim sisteminin ezberci, takliyatçı,
bilim üretemeyen yapısından teknolojiyle entegre olmuş ve bunu da bilimle
gerçekleştiren eğitim sisteminin tabanı oluşturulmalıdır.
Burada bize düşen şey, tarih
içerisinde yaşanmış bu hadiseleri artık bir kenara bırakmamız gerekiyor.
Tabanından tavanına bütün eğitim kurumlarımızı objektif, bilimsel değerliliği
olan sistemlerle donatmalıyız. Biz gençlerin önünde takoz oluşturan bu
unsurları ortadan kaldırmanın başka bir yolu olamaz. İdealizmi bir kenara
bırakmalı, sürekli modeller geliştiren, para ile pozisyon kaygısı ile
ilerlemeci olmamamız gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için bu eğitim kitaplarını
da hazırlayan talim terbiye kurulunun bütün bu kriterleri eksiksiz yerine
getirmesi gerekmektedir.
Gençlik idealizmi olarak biz kimseye
düşmanlık yapalım demiyoruz. Eğer bundan yüz sene önce ben bir çınar ağacıyım
dediysek ve son asırda kendimize söğüt ağacı dedirtmişsek bundan kurtulmanın
yolu gençliğin önündeki bu çakıl taşı olan idealizmin kaldırılması gerekir diye
düşünüyorum.
3)
SOSYAL
MEDYA, TV VB. ETMENLERİN ROLÜ:
Günümüz orta yaş gruplarının
günlük sohbet konularını dizilerde, sosyal medyada çıkan düzmece, magazinsel
içerikler oluşturmaktadır. Baktığımız zaman bunların hiçbiri gençleri ve onun
dahilinde diğer bireyleri bir konu hakkında bilgi sahibi edici nitelikte
değildir. En basitinden irdeleyecek olursak tarihi süreçleri anlatan diziler
tam anlamıyla yansıtılmıyor izleyicilere. Bunun en net örneğini Muhteşem Yüzyıl
dizisinde gördük. Yani Batılıların KANUNİ dediği, Doğuluların da MUHTEŞEM
SÜLEYMAN dediği Kanuni Sultan Süleyman’ın başka işi yokmuş gibi, bütün hayatı
sarayda cariyelerle geçmiş gibi anlatmak, göstermek bu yapmakta olunan
sanatınıza ihanettir başta. Son zamanlarda bunun önüne geçmiş gibi görünüyor
biraz da olsa. Bu gibi etmenler de okuyucu, izleyiciler nezdinde büyük etki
yaratmakta, bilincin oluşmasında aşınmaya neden olmaktadır.
4)
PARANIN
ULAŞILMAK İSTENEN GENÇLİK İDEALİZMİNDE ANA ETKEN OLARAK GÖRÜLMESİ:
Para bir iş, bir hedef, ulaşılmak
istenen bir amaçta ana merkezi oluşturmaktadır. Paranın her zaman bir amacın
önünde olması ulaşılmak istenen hedeften zaten bizleri işin başında
uzaklaştırıyor. Bugün bile genç arkadaşlarımız üniversite tercihlerini yaparken
öncelikle mesleğin maaş durumuna, rahatlığına vs. bakıyorlar. Paranın gençlik
idealizminde ilk madde olması içsel olarak bizi amacımızdan uzaklaştırıyor.
Gençlik ile gençliğin ulaşmak
istediği o hedeflere başlangıçta para engel oluyor. Böylelikle hedef odaklı
değil para odaklı bir sistem argüman olarak karşımıza çıkıyor. Eğitim
sisteminin bu engeli ortadan kaldıracak şekilde yeniden yapılandırılması,
paranın ikinci plana atılması, asıl olanın para değil, devletine milletine faydalı
birer vatandaş olma bilincinin aşılanması gerekiyor.
Sözlerimi Hz. Ali (ra)’ın çok
manidar bir sözü ile bitirmek istiyorum:
“En hayırlı genç o'dur ki,
ihtiyar gibi ölümü düşünüp ahiretine çalışarak, gençlik hevasâtına esir olmayıp
gaflete boğulmayandır.
Bu değerli vakti bana ayırıp bu
konuşmayı yapmamı sağladığınız için teşekkür ederim. Esenle kalın, herkese
saygılar, sevgiler…
İBRAHİM
YAVUZ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder