8 Aralık 2016 Perşembe

KAYBOLAN GENÇLİK İDEALİZMİ

KAYBOLAN GENÇLİK İDEALİZMİ
      

     1)   GENÇLİĞİMİZİN TOZLANMAYA BAŞLADIĞI YILLAR:

        Bugün gençliğin içinde bulunduğu aciz durumu anlamak Çanakkale’yi anlamaktan geçiyor. Üç kuşağın birden yer aldığı başka bir savaş var mıdır bilemiyorum. Dedeler, oğullar, torunlar…  Eğer o gün Çanakkale geçilmediyse on beşlik kardeşlerimizin yüzü suyu hürmetinedir. Çünkü cephede savaşacak insan kalmamıştı. Bitmiştik. Liselerde okuyan, eli silah tutmayı bilmeyen hatta Fenerbahçe, Galatasaray futbol takımlarından sporcu kardeşlerimiz dahi cenk etmişti orada.

        Çanakkale’yi geçirtmedik belki ama yeni kurduk diye övündüğümüz Türkiye geride çok şey bıraktı. Biz şimdi böbürleniyoruz sarık yerine önce fes sonra şapka getirdik, şalvar yerine pantolon, cübbe yerine ceket, içlik yerine gömlek getirip Avrupalılara benzedik diye. Yaptık diye övündüğümüz bu sözde! Devrimler elbette bununla kalmadı. Bir gecede harf sistemi değişti. Latin Alfabesine geçişle bu millet bir gecede okuma yazmayı unuttu. İşin en komik tarafı da: Bu devrimlerin öncüsü kabul edilen Mustafa Kemal Atatürk’ün bile meclis konuşmalarında Latin harfleri ile yazılı metinleri okumakta zorluk çekmesiydi. Konumuzla bunun çok alakası var. Tarihten ibret almayan toplumların sonu her zaman hezimet olmuştur. O cengaver evlatların, on beşlik kardeşlerimizin gençliğinin mum gibi söndürüldüğü yıllar bu yıllar.

        Bunların hepsi bizi İslâmdan, Allah’ın koymuş olduğu emir ve yasaklardan uzaklaştırmak, Kur’an’ı Kerim’in bize olan nasihatlarından mahrum bırakmak, adeta yeni bir ırk yaratmak için yapıldı. Hadise bundan ibaret. Hala bunun acısını çekiyoruz. Tarihi bilinçten uzak, o gençlik mefkûresinin aziz hatırasına aykırı hareket etmiyor da ne yapıyoruz diye sormaz isek, bu ve bunun gibi acı hatıralar başımıza gelmeye devam edecektir.

        

    2)   YETİŞMİŞ EĞİTİMCİLERİMİZE VERİLMEYEN ÖNEM VE EĞİTİM SİSTEMİNİN ÇARPIKLIĞI:

          Eğitim sistemi bizde her zaman sorun teşkil etmiştir. Gerek ilk ve ortaokullarımızda gerek liselerde gerekse üniversitelerimizde eğitim tabanının ideolojik sapmalarla şekillendiğini görüyoruz. Son dönemlerini kısmen de olsa çıkarırsak bütün dönemlerde böyle olmuştur. Burada sapkın ideolojilerden bahsediyoruz. Bugün için dahi zaten az sayıda olan yetişmiş, okumuş  eğitimcilerimize vermediğimiz önem eğitim sistemimizin çarpıklığını teşkil ediyor. Yakın tarihte bunun en acı örneklerini gördük. Sözgelimi bir üniversiteye rektör, öğretim görevlisi atanacak. Başvuru için de on aday bulunuyor. Bunların doksan dokuz tanesi sözgelimi nobel ödüllü, mesleğinde uzmanlaşmış adaylar. Bir tanesi de mesleğinde hiçbir genel geçerli bilgisi olmayan biri. O gün bu aday alınırdı. Neden biz bunu böyle yapıyorduk? Çünkü bu alımları yapanlar bir tarikat, bir cemaat vs. tarafından seçiliyordu. Bu adayı istedikleri gibi kullanabileceklerdi. Eğitim tabanı böylelikle çökertilmiş oluyordu.

          Tabanından tavanına kadar bütün eğitim kurumlarımızda eğitimin ciddi bir müessese olduğu, devletine ve milletine layık birer vatandaş olarak yetiştirmenin ülke geleceğinde çok önemli olduğu öğrencilere aşılanamamaktadır. Daha küçük yaşlarda bu bilincin öğrencilere geçirilememesi sonradan büyük bir sorun teşkil etmektedir. Artık yapısal reform kapsamına da alınması gereken eğitim sisteminin ezberci, takliyatçı, bilim üretemeyen yapısından teknolojiyle entegre olmuş ve bunu da bilimle gerçekleştiren eğitim sisteminin tabanı oluşturulmalıdır.
    
          Burada bize düşen şey, tarih içerisinde yaşanmış bu hadiseleri artık bir kenara bırakmamız gerekiyor. Tabanından tavanına bütün eğitim kurumlarımızı objektif, bilimsel değerliliği olan sistemlerle donatmalıyız. Biz gençlerin önünde takoz oluşturan bu unsurları ortadan kaldırmanın başka bir yolu olamaz. İdealizmi bir kenara bırakmalı, sürekli modeller geliştiren, para ile pozisyon kaygısı ile ilerlemeci olmamamız gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için bu eğitim kitaplarını da hazırlayan talim terbiye kurulunun bütün bu kriterleri eksiksiz yerine getirmesi gerekmektedir.
  
          Gençlik idealizmi olarak biz kimseye düşmanlık yapalım demiyoruz. Eğer bundan yüz sene önce ben bir çınar ağacıyım dediysek ve son asırda kendimize söğüt ağacı dedirtmişsek bundan kurtulmanın yolu gençliğin önündeki bu çakıl taşı olan idealizmin kaldırılması gerekir diye düşünüyorum.


           3)   SOSYAL MEDYA, TV VB. ETMENLERİN ROLÜ:
                 Günümüz orta yaş gruplarının günlük sohbet konularını dizilerde, sosyal medyada çıkan düzmece, magazinsel içerikler oluşturmaktadır. Baktığımız zaman bunların hiçbiri gençleri ve onun dahilinde diğer bireyleri bir konu hakkında bilgi sahibi edici nitelikte değildir. En basitinden irdeleyecek olursak tarihi süreçleri anlatan diziler tam anlamıyla yansıtılmıyor izleyicilere. Bunun en net örneğini Muhteşem Yüzyıl dizisinde gördük. Yani Batılıların KANUNİ dediği, Doğuluların da MUHTEŞEM SÜLEYMAN dediği Kanuni Sultan Süleyman’ın başka işi yokmuş gibi, bütün hayatı sarayda cariyelerle geçmiş gibi anlatmak, göstermek bu yapmakta olunan sanatınıza ihanettir başta. Son zamanlarda bunun önüne geçmiş gibi görünüyor biraz da olsa. Bu gibi etmenler de okuyucu, izleyiciler nezdinde büyük etki yaratmakta, bilincin oluşmasında aşınmaya neden olmaktadır.  
4)   PARANIN ULAŞILMAK İSTENEN GENÇLİK İDEALİZMİNDE ANA ETKEN OLARAK GÖRÜLMESİ:

             Para bir iş, bir hedef, ulaşılmak istenen bir amaçta ana merkezi oluşturmaktadır. Paranın her zaman bir amacın önünde olması ulaşılmak istenen hedeften zaten bizleri işin başında uzaklaştırıyor. Bugün bile genç arkadaşlarımız üniversite tercihlerini yaparken öncelikle mesleğin maaş durumuna, rahatlığına vs. bakıyorlar. Paranın gençlik idealizminde ilk madde olması içsel olarak bizi amacımızdan uzaklaştırıyor.

             Gençlik ile gençliğin ulaşmak istediği o hedeflere başlangıçta para engel oluyor. Böylelikle hedef odaklı değil para odaklı bir sistem argüman olarak karşımıza çıkıyor. Eğitim sisteminin bu engeli ortadan kaldıracak şekilde yeniden yapılandırılması, paranın ikinci plana atılması, asıl olanın para değil, devletine milletine faydalı birer vatandaş olma bilincinin aşılanması gerekiyor.

              Sözlerimi Hz. Ali (ra)’ın çok manidar bir sözü ile bitirmek istiyorum:
              
              “En hayırlı genç o'dur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp ahiretine çalışarak, gençlik hevasâtına esir olmayıp gaflete boğulmayandır.

              Bu değerli vakti bana ayırıp bu konuşmayı yapmamı sağladığınız için teşekkür ederim. Esenle kalın, herkese saygılar, sevgiler…
             
İBRAHİM YAVUZ


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder